Gümüş Saçlı Adamın Kadehi.ARALIK2020.

Bu pandemi en çok yalnızları vurdu. O minicik virüs, dünyanın her yerinde insanları evlerine tıkıp, kendi mikro evrenlerinde yaşamaya itti.  Evi insanın kalesidir mantığı ile, hendeklere su salınıp ağır makaralı köprüler kaldırıldı, geniş kanatlı kapılar dünyanın geri kalanını dışarıda bırakmak üzere kapatıldı.  Hayat, kale içinde kalanlarla devam etti. Benim kalemde 3 canız; biri dört ayaklı, diğeri zaten aklı bir karış havada ergen, bendeniz ise son 40 yıldır ergenlikten çıkmaya uğraşmakla beraber önümüzdeki kırk yıl da çıkabilecekmiş gibi durmuyorum. Biz, üç can birbirimizi o kadar iyi tanıyoruz ki anlaşmak için konuşmaya  gerek duymuyoruz, haliyle kimi zaman çok sıkıcı olabiliyor.

Gün ve gecenin farkı kalmadı. Biri diğerinden daha karanlık, o kadar.  Rakı sofralarımı özledim. Masamda en az 4 çeşit meze, en güzelleri servis elemanının ikram olarak getirdikleri, sürpriz faktörleri var ne de olsa, karşımda can-ciğer dostlar, işaretleşmeden, haberleşmeden aynı anda döner kafalarımız mekânın aynı yerine ve orada ilgi çekecek veya ilgi dağıtacak sıra dışı bir şey vardır muhakkak. Yudum yudum içeriz rakımızı, müziğe eşlik ederiz. Hem sesimin kötü olması da bir şey değiştirmez, kötü ses yoktur, az rakı vardır. Hiçbir şeye şaşırılmaz, yan masada ceylanlar aslan parçalar, dönüp bakılmaz.  Sarhoş olunur, dilin hafif peltekleşmesinden öte, açık verilmez.  Gel de özleme. Pandemi sonrasında, meyhaneleri, meyhane emekçilerini yerinde bulamamaktan korkarım ki başladı yaprak dökümü. Aydın aradı geçen gün.

-abi merhaba nasılsın?

-İyiyim Aydın sen nasılsın, kapandı değil mi sizin mekân da?

-Kapandı abi de dert değil. Ben Rize’deyim. İnşaat işi yapıyorum artık. Yayladayım şimdi hava bi acayip, göz gözü görmüyor ama nasıl iyi geliyor insana bir bilsen. Yolun düşerse sana ikram edecek rakım her zaman var abi onun için aramıştım.

-Sağol Aydın, gelirsem ilk işim seni aramak olacak, söz.

Aydın şanslı olanlardan. Tek içtiğim dönemlerden kalma bir dost. Ne içeceğimi, ne kadar içeceğimi ne yiyeceğimi, ne zaman kalkacağımı, kalktığımda araba kullanacak durumda olup olmadığımı bilir, ona göre önlem alırdı. Özlenecek, Rize’ye yol düştüğünde kesinlikle ziyaret edilecek bir dost. Bir de şanslı olmayanlar var ki sayıları azımsanmayacak kadar fazla. Onlar virüse maruz kalmadan devrilenler. Pandemi sonrasında umarım toparlarlar. Tamam, yerlerinde olmasınlar ama iyi olsunlar. Zaten çok şey değişti, ayak uydururuz ne yapalım.

Eskiden tek başıma içerdim. “tek içmek ezikliktir” der bir arkadaş, katılmam ona.  Bu, rakı masasında kendilerine katlanamayanların çıkarttığı bir şehir efsanesi ama kalabalık içmek daha keyifli o ayrı konu.  Tek de içsen, kalabalık bir masaya da otursam evde olmamasını tercih ederim ben. Etrafımda hayat akmalı, akışa kapılmasam, sadece izlesem de olur. Garsonlarla şakalaşmalı, bir sonra söylenecek şarkı için tahminler yapılmalı, mekândaki güzel kadınları görüp takdir etmeli. Karantina günleri sofralarındaki en büyük eksiklik bu.  Sanırım bu yüzden evde rakı içmek keyif vermedi, ilk göz ağrım, şaraba döndüm. Uzun yıllar ihmal edildi ya, kendimi cezalandırmak için, kalite şarap yerine, gidip köpek öldüren aldım, vida kapaklı, 1.5L, bu seçimimle kalite şarabın pahalı olmasının kesinlikle bir alakası yok… Yersen. Köpek öldüren de olsa, kadehten içilmeli şarap; mağara adamı mıyım? Madem masada tekim, dostlarla paylaşayım dedim kadehimi, uzaktan da olsa tokuşturalım.

Fotoğrafını çekip yükledim sosyal medyaya, kadehli tokuşturmalı yorumlar geldikçe keyiflendim. Yalnız içiyordum ama yalnız da içmiyordum aslında. Hatta bir süre sonra 600km öteden, doğduğum kentten bir fotoğraf ve mesaj geldi. Bilindik bir marka viski, whiskey yazılır ama viski okunur bu meret, plastik bardaklar ve altında bir yazı, “abi senin bardak pek bi burjuva işi geldi” cevap verdim; “avucumdan mı içseydim yiğidim?” gülücükler, afiyet olsun dilekleri pandemi sonrasında Dumanlıda rakı, kara demlik çay sözleri ki Dumanlı ormanlarında rakı ve kara demlik çay için cinayet işlenir. Keyfim iyice yerine geldi.  Bizim Burhan hoş çocuktur, amca torunu, su katılmamış Anadolu çocuğu. O ormanlarda 2 duble attırınca ormana karşı yüksek perdeden bir türkü söylemeye başlar, közün ortasında isten kararmış, olaya ismini veren kara demliğe çıplak elle uzanasın gelir. Haklı olduğu bir yan da yok değil; köpek öldüren hiç kadehte olur mu?

Köpek öldürenin adabı, plastik tıpalıysa dişlerinle söküp çıkartmaktır tıpayı, vida kapaklıysa, kilidi kırıldıktan sonra acı kuvvetle çevirip elinin tersi ile attığın fiske ile patlatarak açmak. İlle de şişeden içmek. Biraz snob davranmış olabilirim kadeh kullanarak.  İçkiden haz alma konusunda, bardak seçimi konusunda titiz olduğumu, bu yaşımda, bu şekilde fark ettim şaşırarak. Oğluma da bu şekilde öğrettim. Gerçi o, her zamanki gibi, bildiği gibi yaptı ama dersi ben eksiksiz anlattım.

Ne içeceğine karar verdikten sonra,  nasıl ve ne ile içeceğin konusunda da hazırlık yapmalı insan. Şarap mesela; kırmızı ise, geniş ağızlı, kenarları hafif bir bombe ile içe kıvrılan, yudum alırken burnunun da kadehin içine girmesine müsaade edecek biçimli bir kadeh olmalı. Beyaz ise şarap, kenarlar düz yükselmeli ve çok da geniş olmamalı. Kesinlikle ayaklı olmalı kadeh, kırmızı şarap kadehi gövdesinden veya ayağından, beyaz şarap kadehi sadece ayağından, gövdeye uzak bir yerden tutulmalı. Köpüklü şaraptan hazzetmem ama onun için ince uzun bir kadeh seçilmeli, tatlı şarap ise yine ayaklı ama shot sayılabilecek kadar ufak bir kadehten içilmeli.

Viski, kristal değil, cam, tabanı dolgulu, ele alındığında dört parmağın üzerine çıkmayacak büyüklükte bir kadehten, en fazla iki parmak seviyesinde alınmalı.

Bira, şişeden içmiyorsan eğer, Arjantin bardaktan köpüğü dudak kenarlarında kalacak şekilde tüketilmeli.

Rakı kadehi seçimi en gelenekseli gibi göründe de en çok tahrif edilmiş ama o haliyle de kabul görmüş kurallar bütünü. Normalde rakı, Türk kahvelerinin yanında su servis edilirken kullanılan shot bardaklara benzeyen kadehlerden ya da ince belli çay bardaklarından içilir, özellikle sade çilingir sofralarında keyif yapılıyorsa. Oysa günümüzde kabul gören sunum, geleneksel içkiyi ecnebiler için de içilir kılmak adına limonata bardaklarına benzer uzun ince bardakların çift halinde kullanılıp birine önce rakı sonra su en son buz konulup diğerini de su ile doldurup emniyet yudumu haznesine dönüştürmek sureti ile yapılır. Shot kadeh ve çay bardağı, doğal, samimi, salaş ortamlarda, ecnebi sunumu da bunlar dışında kalan mekanlarda tercih edilir. Diğer içkileri kendim de benimsemediğim için eğitim bunlarla sınırlı kaldı maalesef.

Yarın sabah, bu derse bir ek daha yapacağım mecburen. Köpek öldüren, plastik tıpalıysa tıpa dişler ile sökülüp, vida kapaklıysa kilidi kırıp kapağı gevşetip başparmak tazyikiyle şeytan çarpmış gibi çevirdikten sonra elinin tersi ile atılacak fiske marifetiyle patlatılıp şişeden içilir. Ne yapalım? Güncelleme geldi.

Dedim ya; pandemi en çok yalnızları vurdu. Tüm dünyayı dışarıda bırakıp kapıları kapattıktan sonra baş başa kaldı yalnızlar kendileri ile. Kafası azıcık çalışanlar, o vakte kadar güzel anılar biriktirenler, vakit geçirmek, keyif almak için ellerine aldıkları bardaklara baksalar dahi o bardakların içinde kendi kendilerine saatlerce sohbet edebilecek malzeme buldular. Bir de kafalarını kaldırıp etraflarına baksalar…. Velhasılı kelam, içerde on yıl, on beş yıl, daha da fazla hatta, geçirilmez değil. Geçirilir. Kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir.

Yarasın dostlar.

 

 Görsel: Morning Sun by Edward Hopper (1952)

 

Gümüş Saçlı adam kimdir?

Yaşını soran küçük bir çocuğuna,” hangisini soruyorsun? Üç tip yaşı vardır insanın; beden yaşı, 40larda sona yakın, zeka yaşı, yer yer seninle yaşıtız, yer yer büyükbabanla, ruh yaşı, binlerle ifade ediliyor.” cevabını veren yaşam formudur kendileri. Kömür karası saçları, kül grisine dönerken, şizofren konuşmalarını, farklı olduğunu sandığı yaşam algısını, eşsiz addettiği hayatını, sözlü müdahalelere imkan vermeyecek tek ifade biçimi, yazı ile aktarmayı akıl etmiştir. Bu çabası sırasında saçları kömür karalığından kül griliğine dönmeyi tamamlamış, hatta gümüş rengini almış olduğu için Gümüş Saçlı Adam ismini kendisine hak görmüştür.

Deneme türüne neden deneme denildiğinin yaşayan kanıtıdır. Şiir, roman, öykü, kısa öykü, daha kısa ve en kısa öykü yazmayı deneyip başaramamıştır. Bu satırları yazarken dahi “tevazu etme inanırlar” ikilemine kapılacak kadar kendini beğenmiştir.

Mühendislik formasyonu ile ve Rindliğiyle çok övünür. Hayatın çok da ciddiye alınmaması gerektiğine inanmasına rağmen sıklıkla, incir çekirdeğini doldurmayacak mevzular üzerine kafa patlatıp kara kara düşünürken yakalanmıştır.

Yayınlanmamış yazıları, kendi sayıları kadar, yayınlanmışlardan üstündür. Arada bir kelime cümle, imla hataları yapsa da ölümcül samimiyeti ile sevilesidir.

Paylaşmak ister misiniz?
Yorum yok

Bir Yorum Yap