Gümüş Saçlı Adamın Kadehi Nisan 2021

Çok, ama çok uzun zaman önce, dünyanın bilinmeyen bir yerinde, görünüşte kendi halinde bir ırmak akarmış. Zor hayatlar yaşayıp, hatıraları, geri alınamaz hataları, bahtsızlıkları ile onulmaz acılar taşıyan insanlar, hayatlarından vazgeçmek pahasına, yüklerinden kurtulmaya karar verdiklerinde ziyaret ederlermiş bu ırmağı.

Irmağa girip suyundan içmenin iki olası sonucu varmış; ölüm ve yüklerden, hatıralardan arındırılmış sonsuz, mutlu yaşam. Irmağa girmeye hazır olduklarını düşünüp yanılanlar ilk seçeneğe kurban giderlermiş; ölüm. Cesetleri bile kalmaz, cansız bedenleri suya karışıp ırmak olur, biteviye akıp dururmuş. Yanılmayanlar ise kalplerine girip parçalayan, damarlarından alev gibi akıp tüm benliklerini ele geçiren su sayesinde tüm yükleri suya karışana kadar defalarca ölüp dirilerek en sonunda mutlak bir unutuş tecrübe eder, sonsuz ve mutlu yaşam ülkesine kabul edilirlermiş. Irmak kenarında yaşayan ya da bekleyen insanlar, tek bir sonuca şahitlik edermiş. Onlar için suya giren asla dönmez, kim ırmak oldu kim artık o güzel ülkede asla bilmezlermiş. Sadece ırmağın akışını görür, çığlıkları duyarlarmış.

Lethe, ırmak kenarı sakini genç adam. neler yaşadı, neler biriktirdiği mühim değil. Yükünün titrettirdiği bacakları ile dikilir ırmak kenarına, gözleri ilk önce sabitlenir sonra akmaya başlar ırmağa doğru. Akıl terazisinin bir kefesinde yükü, diğer kefesinde iradesi, hayatının ne kadar yaşanılası olduğunu tartar bir süre……

Bir adım, ardından bir adım daha. İçindedir suyun. Dizine kadar, beline kadar, çenesine kadar. Bedenine çarpıp, sarmalayıp geçmektedir ırmak. Yetmez, geri dönemeyecek kadar ilerlemeli ki son yaşama refleksi de faydasız olsun. Su çenesindedir artık, tek yapması gereken, açıp ağzını bedenin dışındaki nehrin bedeninin içine de akmasını sağlamak. Göğsünün sol tarafında dayanılmaz bir acı. Çığlık atmak istedikçe ciğerlerine dolar su, içerde de bir ırmak akar, kolları, bacakları, şakakları tüm damarları lav ırmağı. Her yürek atışı ayrı bir ölüm. Sıradanlaşana kadar defalarca.

Lethe, tüm yüklerinden kurtulana kadar ölür sayısız kere. Son ölümünden uyandığında açar gözlerini, yoklar bedenini; eksizsiz, tüm uzuvları ile tek parça. Demek ki artık, sonsuz, mutlu yaşam ülkesinde.  Beynine sorar, kalbine bakar, hiçbir kötü anı, kendisini mutsuz edebilecek kırıntı dahi yok, suyun içinde çektiği acı sayılmazsa. Çevresine göz gezdirir; ırmağa girdiğini gördüğü insanların bir kısmı, tamamı gülümsemekte. Anlar orada olmayanların ırmakta akmakta olduğunu.

İnsan sıkılır mı mutluluktan? Lethe sıkılır. Sonsuz ve mutlu yaşam ülkesinin tek kuralı, geri dönmeye çalışmamaktır ve bilir herkes ülkenin ortasında akmakta olan nehrin çıkış kapısı olduğunu. Yine herkes bilir ki o kapı sadece dışarı doğru açılır. Lethe nin sıkıldığı ülkenin şartları değildir aslında; bu şartlara az insanın sahip olmasıdır.  O kadar büyük bir hediyedir ki bu, tanıdığı, tanımadığı her bir insan evladı ile paylaşsa kaybetmez değerinden. Hem nasıl döneceği de sır değil. Bu sefer sağlam bacakları üzerinde, titremeden duruyor Lethe ırmak kenarında. Bir adım, ardından bir adım daha. İçindedir suyun. Dizine kadar, beline kadar, çenesine kadar. Bedenine çarpıp, sarmalayıp geçmektedir ırmak. Yetmez, içine de dolmalı.

Açıyor gözlerini. Bu sefer tecrübeli, ürkmüyor, şaşırmıyor. Kendine gelir gelmez başlıyor vazifesi. Önüne gelene anlatıyor vaad edilen ülkeyi, ikna etmeye çalışıyor her birini. İnsanlar, başta ırmaktan dönen mucize adam olarak dinliyor onu, sonra berduş diyorlar ona ve arkalarını döndüklerinde “yazık, kafayı yemiş zavallı” Lethe giderek kaybediyor heyecanını, kalabalığa uyuyor, berduş oluyor giderek en sonunda kendi de inanıyor aklını kaybettiğine.

Irmak kenarında yine.  Bir adım, ardından bir adım daha. İçindedir suyun. Dizine kadar, beline kadar, çenesine kadar. Bedenine çarpıp, sarmalayıp geçmektedir ırmak. Artık iki değil, tek seçenek var; sonsuza kadar ırmak olup akmak. Diğer ihtimali cömertçe tüketti çoktan.  Yüreğine doluyor su, sonra ciğerlerine, damarlarına, her yürek atışında parça parça karışıyor suya ta ki karışacak tek bir zerre kalmayana kadar. Hediyesini, hediye pahasına insanlara götüren fedakar adamın hiçliğe karışması kaçınılmaz.

Irmak, acıyor haline Lethe’nin, sadece ırmak. Bu fedakarlığın ödülü olması gerek diyor. Letheyi sonsuz ve mutlu yaşam ülkesine getiremiyorsa sonsuzluğu Letheye getirmeli. O günden sonra değiştiriyor adını. Tüm insanlık ırmağı Lethe nehri olarak tanıyor, böyle hediye ediyor ırmak Lethe ye sonsuzluğu.

  1. yaşını kutlayan oğlum, uzun kolları geniş omuzlarından sarkan sarsak yürüyüşlü adamın reşit olma hadisesini kutladığımız müziğin de seçkin bir meze olduğu çok sayıdaki malt ve anason kokulu sofralarımızdan birinde “baba sözlere dikkat et” diye dinlettiği Dark Tranquility nin Lethe parçasından öğrendim hikayenin ırmak kısmını. Geri kalanı için biraz okuma yapıp hayal gücümü işletmem gerekti. Irmağın isim değişimine kadar böyle idare etti ama öykü bitmemeli burada, daha da geliştirilebilir. Örneğin ırmağın etkisi, etanolüm glutamat reseptörlerini durdurması, gama-aminobütirik asit reseptörlerini hassaslaştırması, dopamin ve endorfin salgılanma hızının arttırılması mekanizmaları göz ardı edilerek sarhoşluk olgusu ile örtüştürülebilir değil mi?
  2.  

Zamana yenilir Lethe ırmağı, dünya değişir, ırmaklar dağlar kıtalar yok olur yenileri oluşur dağlar denizler yer değiştirir. Bu arada Lethe de alır payına düşeni. Toprak içer, güneş uçurup buharlaştırır bulutlara katar, yağmur edip, kar edip atar sağa sola her bir damlasını. özü aynı kalmakla beraber tüm dünyaya seyreltik bir biçimde yayılır ırmak, karışır toprağa. O toprakta tahıllar yetiştirilir, çiçekler açar, bağlar kurulur envaı çeşit meyvenin yetiştirildiği. İnsanlar tahılları, meyveleri toplar, arılar çıkıp gelir özütlerini alır çiçeklerin bal yapar. Başka insanlar o tahıl. meyve ve ballardan içkiler üretir. Fermantasyon sırasında dirilir Lethe. İçen insanların yüreklerine damlar, yaşlanmış, seyrelmiştir artık. Yürekleri parçalamak, damarlarda lav olup akmak yerine dozunda alındığı takdirde doğrudan sonsuz mutluluklar ülkesine götürür içenleri. O kadar katı kuralları da yoktur hem, gelen geri dönebilir ayılınca. Mutlak bir unutuş da getirmez. Algıyı değiştirir, hatırlanana hoşgörü sağlar.  Yani, özetle; Lethe bizimle birlikte oturur anason, malt kokan sofralarımıza ve adap bilen akşamcının vazgeçemediği duygu, alkole duyulan açlık değil, sofradaki kadim dosta hürmettir, dedi Gümüş Saçlı Adam, kadehini dostlar için kaldırarak.  

Gümüş Saçlı adam kimdir?

Yaşını soran küçük bir çocuğuna,” hangisini soruyorsun? Üç tip yaşı vardır insanın; beden yaşı, 40larda sona yakın, zeka yaşı, yer yer seninle yaşıtız, yer yer büyükbabanla, ruh yaşı, binlerle ifade ediliyor.” cevabını veren yaşam formudur kendileri. Kömür karası saçları, kül grisine dönerken, şizofren konuşmalarını, farklı olduğunu sandığı yaşam algısını, eşsiz addettiği hayatını, sözlü müdahalelere imkan vermeyecek tek ifade biçimi, yazı ile aktarmayı akıl etmiştir. Bu çabası sırasında saçları kömür karalığından kül griliğine dönmeyi tamamlamış, hatta gümüş rengini almış olduğu için Gümüş Saçlı Adam ismini kendisine hak görmüştür.

Deneme türüne neden deneme denildiğinin yaşayan kanıtıdır. Şiir, roman, öykü, kısa öykü, daha kısa ve en kısa öykü yazmayı deneyip başaramamıştır. Bu satırları yazarken dahi “tevazu etme inanırlar” ikilemine kapılacak kadar kendini beğenmiştir.

Mühendislik formasyonu ile ve Rindliğiyle çok övünür. Hayatın çok da ciddiye alınmaması gerektiğine inanmasına rağmen sıklıkla, incir çekirdeğini doldurmayacak mevzular üzerine kafa patlatıp kara kara düşünürken yakalanmıştır.

Yayınlanmamış yazıları, kendi sayıları kadar, yayınlanmışlardan üstündür. Arada bir kelime cümle, imla hataları yapsa da ölümcül samimiyeti ile sevilesidir.

1 Yorum
  • Saime Biner
    Tarih : 14:34h, 01 Nisan Cevapla

    Harika?

Bir Yorum Yap